Inooster Bilgi Teknolojileri-Birce Yılmazkarasu (Oyunlaştırma & Deneyim Tasarımcısı) – Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Mezunu

Ziyaret Edilen Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi (BÖTE) Bölümü Mezunu İle İlgili Bilgileri


Adı Soyadı: Birce Yılmazkarasu
Mezun Olduğu Üniversite: 
Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi
Mesleği: 
Oyunlaştırma & Deneyim Tasarımcısı
Çalıştığı Şirket:
 Inooster Bilgi Teknolojileri
Görüşmeyi Düzenleyenler: Gamze Acar, Yasemin Ağman, Mert Kandemir
Görüşmeye Katılanlar: Juma Murad Qaradi, Yaren Can, Sedat Solak, Elif İrem Buğday, Yusuf Çorlu, Öznur Yılmaz, Zülal Varol.


Merhaba değerli botekariyer.com okurları;

Kariyer gezileri kapsamında, Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi mezunu Birce YILMAZKARASU ile bir görüşme gerçekleştirdik. Birce Hanım, İstanbul’da Inooster Bilgi Teknolojileri firmasında Oyunlaştırma & Deneyim Tasarımcısı olarak çalışmaktadır. Aslında amacımız kendisiyle yüz yüze konuşmaktı. Ancak dünyanın ve ülkemizin de geçirmekte olduğu COVID-19 salgını sürecinden dolayı, görüşmemizi Zoom programı üzerinden gerçekleştirdik.

İrtibata geçtiğimiz andan beri bizi yanıtsız bırakmayan, samimi bir şekilde tecrübelerini, bilgilerini ve önerilerini bizimle paylaşan Birce Hanım’a teşekkürlerimizi iletiriz. Ayrıca kariyer görüşmesi için bizlere önemli bir fırsat sağlayan Mehmet ELİBOL Hocamıza da teşekkür ederiz.

WhatsApp Image 2020-10-31 at 14.58.28

“Biraz kendinizden bahseder misiniz?”

Ben her zaman tasarıma, yaratıcılığa yatkın bir çocuktum. Hep k’nex ve Legolarla oynardım. Bir kız çocuğu olarak Barbie’yi tercih etmektense Lego ve K’nexlerle, oyuncaklarım yettiğince yarım kalmış inşaatlar yapardım. Kendi Barbie elbiselerimi dikmeye çalışırdım. Hep bir elimin yatkınlığı vardı. Liseyle başlayan tecrübemle bu noktaya geldim. Ve şimdi bir tasarımcıyım. Kendimi direk tasarımcı olarak isimlendirebilirim. Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi mezunuyum. Arkasından Bahçeşehir Üniversitesinde Oyun Tasarımı yüksek lisansı yaptım. Şu anda ise Inooster Bilgi Teknolojilerinde Oyunlaştırma ve Deneyim Uzmanı olarak çalışmaktayım. Yüksek lisanstayken Almanya’nın Köln şehrinde bir dönem boyunca Oyun Tasarımı bölümünde eğitim gördüm, projeler geliştirdim. Döndükten sonrada tez yazmaya başladım. Tezimde Oyunlaştırma üzerine.

“Neden BÖTE bölümünü tercih ettiniz, önceden aklınızda BÖTE bölümü var mıydı, başka bir bölüm düşünüyor muydunuz?”

Onun hikayesi şuraya dayanır. Anadolu teknik lisesi mezunuyum. Bilişim Teknolojileri bölümünde Web ve Grafik Tasarımı dalından mezun oldum. O dönem grafik tasarımı alanında ufaktan web araçlarıyla vs. çalışmaya başladım. Bu alan hoşuma gitti çünkü bir tuşa dokunuyorsun ve revize edilmiş şekilde karşınıza çıkıyor. Bunun etkisini çabuk görebilmek bu dijital dünyada beni çok etkiledi. Onun arkasından bölümümüzün devamı şeklinde görülen BÖTE de Yıldız Teknik Üniversitesi’ni kazandım. Bir dönem İngilizce hazırlık okudum. Arkasından birinci, ikinci, üçüncü sınıf derken dördüncü sınıfa geldiğimde birçok ders aldım. BÖTE bölümü İsveç çakısı gibidir. Çok multidisipliner dersler alırsınız. Tasarım dersleri, özellikle eğitimle alakalı psikolojiye dayanan dersler ilgimi çok çekiyordu. Davranış değişikliği benim ilgimi çeken asıl alandı. Çoğunluğundan geçer not almaya çalışarak çoğunluğundan da kalarak eğitim hayatım boyunca her yaz, yaz okuluna gittim. Bunu sevdiğim için yaptım. Üstten ders aldım, seçmeli dersleri notunu beğenmedim bir daha aldım. Biraz daha kendime bir şeyler katmaya çalıştım.

“Üniversite hayatınızı(Dersler, kulüp faaliyetleri, stajlar, part-time çalışma)nasıl geçirdiniz?”

Part-time çalıştım ama daha çok bölümümle alakalı değildi, kendi geçimimi sağlamak için işlerde çalıştım. Marketten alışveriş merkezine kadar birçok çeşitlilikte çalıştım. Öğretmenlerimle aram çok iyiydi, bir şekilde grupları kuran, adı hocalar tarafından bilinen öğrenciler vardır ya ismimin de biraz hafızada kalır olmasından faydalanarak zannediyorum ki o açılardan birçok faaliyette bulundum ama direk bir kulüp faaliyetinde olmadım. Biraz da şöyle durum vardı bizim dönemimize has, ben hazırlık okuyup birinci sınıf oldum. Yaklaşık o dönem kontenjan da arttığı için 40 kişiden 60 kişilik kontenjana çıktık.  Üzerine bir sonraki dönem hazırlık kalktı ve onlarda direk birinci sınıf oldu, 60 kişide öyle geldi. Alttan, üstten ders alanlarla 120 kişilik sınıflar olmaya başladık. Bu noktada öğretmenlerin ilgi göstermesi, yönlendirmesi zorlaştığı için birçok daha şeyler yapabilirdim şu an fark ediyorum.

“Üniversite sırasında ve sonrasında iş deneyimi sürecinizden ve şu an olduğunuz pozisyona gelene kadar hangi iş deneyimleri elde ettiniz?”

Asıl bahsetmek istediğim yer şu aslında dördüncü sınıfa kadar ne iş yapacağımı bilmiyordum. Öğretmen olmak istemediğimi biliyordum ama yazılımda değilim, tam bir grafik tasarımcısı olmakta istemiyordum, eğitim ilgi alanımı çekiyordu, davranış değişiklikleri ilgimi çekiyordu ama benim için bunun bir başlığı yoktu. Dördüncü sınıfın ilk döneminde yaptığımız zorunlu stajla birlikte bir öğretmenlik stajı yaptım. Öğretmenin asistanı gibiydim, sadece not tutuyordum, kalkıp öğretmenlik yaptığım bir durum değildi. Sadece eğitim gözlemcisiydim. İkinci dönem Feza Orhan Hocamızın önderliğinde Avrupa kolejlerinde teknolokluk fırsatı geldi. Avrupa Koleji’nde o dönem 3 tane materyal geliştirdim. Bir tanesi interaktif bir PowerPoint idi. İkincisini hatırlamıyorum. Üçüncüsü beni şu an ki olduğum yere getiren, basit flash üzerinde bir uzayda geçen elektrik oyunuydu. O zamana baktığımda bunu bir materyal olarak geliştirebilmiş olmam benim için dönüş noktalarından biriymiş. Ve ben orda onu yaparken çok keyif aldım. Oyun materyalini geliştirirken onun haricinde çocuklar bunu denerken onların yüzlerindeki ifade benim çok hoşuma gitti. Birebir bunu yaşamak çok önemli. Daha sonra anladım ki benim işim tamamen eğitim teknolojileri ve materyal geliştirmek. Mezun oldum ve arkasından yüksek lisans yapmak istiyordum. Çünkü öğrenci olmayı seviyorum. Sonrasında ContLearn firmasından bana bir teklif geldi. Yaklaşık 10 ay boyunca orda çalıştım. Daha sonra yüksek lisans araştırmalarına başladım. Bahçeşehir Üniversitesi’nde Oyun tasarımı bölümünde okumaya başladım.  Bir sene ders, bir sene tez sistemi vardı. En çok etkinliğe katıldığım dönem bu dönemdi.  Oyun geliştirme maratonunu katıldım, bir sürü workshopa katıldım. Birçok etkinliğe katıldıktan sonra Erasmus’a başvurdum, onun sınavını geçtim, birkaç ülke seçeneğim vardı. En uygunu benim için, gidip gelmem, kültür olarak çok uzak olmayacağım, maddi olarak zorlamayacak olarak birçok açıdan Almanya’yı seçtim. Döndükten sonra tez yazmam gerekiyordu. Tezimi Oyunlaştırma üzerine yazmadan önce Almanya’nın yerel bir birasının markasını fark ettim. Birayı açıyorum kapağın altında bir işaret var, bir el figürü. Bir tane daha açıyorum arkadaşınkine bakıyorum ondada var. Bir baktık taş, kağıt, makas. Karşılıklı arkadaşınla açıyorsun, taş, kağıt, makas oynamış gibi kim kaybederse bir sonrakini o alıyor. Benim için dehşet bir oyunlaştırma. Çok ilgi çekiciydi, aşırı etkilendim ve yüksek lisansımı bunun üzerine yapmaya karar verdim. Bahçeşehir Üniversitesinde, kağıt geri dönüşümüyle alakalı bir ürün tasarımı yaptım, oyunlaştırılmış bir ürün tasarladım. O dönemde işten ayrıldım ve yüksek lisansa başlarken Erasmus’tan dönene kadar çalışmadım. Erasmus’tan döndükten sonra iş arama sürecine girdim, tez yazarken LCW ile tanıştım. Kurumsal akademilere eğitim teknolojileri uzman yardımcısı olarak çalışmaya başladım. LCW’de iç müşteriyle çalışıyorduk ve ikna etme oranımız her şeyi etkiliyordu. Orda daha çok eski adıyla Go Animate, şimdiki adı Vyond olan bir araç kullandık. Ufak ufak After Effects öğrenmeye başladım. Bu sırada Illustrator ve Photoshop kullanıyordum. Yaklaşık 21 ay orda çalıştım. Son zamanlarımda orada oyunda üretmeye başladım. Sınıf içi eğitimlere kutu oyunları tasarlıyordum, daha çok akılda kalsın, mesajı daha kolay verebilsin diye. Daha sonra oyun dikkatimi çektiği için kendi isteğimle işten ayrıldım. 5 ay kadar neler yapabilirim sorgulamaya başladım. O sırada oyunlaştırma ile kitap yazma projesi geldi, onu başlattım derken  Any Games’de Oyun Tasarımcısı olarak işe başladım. Orda fikir olarak Harper Caser mobil oyunlar tasarlıyordum. Arkasından şu an çalıştığım şirket bana ulaştı. Bu benim yolculuğum da güzel bir fırsat olabilir diye düşünüyorum ve yaklaşık 7 aydır tamamen oyunlaştırma üzerine çalışıyorum.

       “Erasmus şu an ki Birce olmama çok şey kattı, çok farklı insan, birçok yaşayış biçimleriyle karşılaştım.”

“Çalıştığı firmada şu an tam olarak ne yapıyorsunuz, hangi görevleriniz var bunlardan bahsedebilir misiniz?”WhatsApp Image 2020-11-12 at 17.51.55 (1)

Tabii, aslında şöyle en temel olarak oyunlaştırma ve deneyim uzmanlığı yapıyorum ama aynı zamanda Ekant menajerim, müşterilerim var her şeyiyle ben ilgileniyorum, oyunlaştırma ve deneyimi sunduğumuz projelerin de yöneticisiyim. Şu an ki süreçte metodolojilerimiz yani belli şablonlarımız var. Örnek veriyorum SWOT analizi, oradan geliştirdiğimiz iş modeli üretimlerine kadar belli metodolojilerimiz var, dokümanlarımızı doldurarak müşteriden aldığımız geri dönüşlerle, onlarla yaptığımız workshoplarla birlikte hali hazırda zaten üretilen bir oyunlaştırılmış bir ürünümüz var. Onu müşterinin ihtiyaçlarına göre yoğurarak bunu sunuyoruz. Sunmakla bitmiyor; üzerine her zaman oyunlaştırılmış kurgular, yeni deneyimler, onların çıktılarından alıp bu sefer bu tutmadı, neden tutmadı, yerine ne koyabiliriz araştırmalarını yapmak benim görevim.

“Yaptığınız mesleğin avantajları ve dezavantajları nelerdir?”

Oyunlaştırmaya olan bakış açısını kırmak biraz sıkıntılı. Birincisi, oyunlaştırma bir trend ve geçecek kısmı var. İkincisi hala bir üst jenerasyonda, kendi jenerasyonumun bir üstüyle çalıştığım için onların ya oyun mu oynayacağız bakış acısını kırmamız gerekiyor. Bunu her zaman söylediğim ünlü bir söz, oyun oynamanın zıttı iş değil depresyon. Oyun oynamazsan depresyona girmiş olursun, yani oyun her noktada çok kıymetli bir şey. Bunu aktarmamız gerekiyor. En basit örneklerle başlıyoruz, yavru kediler birbirleriyle kavga ediyor zannedersin, hayır onlar oyun oynuyor, çünkü aralarında hangisi daha güçlü veya biri saldırdığında bunu nasıl anlayabilirler, hayatı oyun oynayarak deneyimliyorlar. Biz de bunu iş modellerine uygulayarak aldıkları puanlarla, sunduğumuz ödüllerle o süreçteki yaşadıkları pozitif duyguları işe yansımasını ve bu şekilde motivasyon ve sadakat sağlamayı planlıyoruz. Aslında bunu aktarmak gerçekten zor bir süreç. Onun dışında yer almak istediğimiz nokta sonuçta pandemi var. Pandemi sürecinde iki farklı bakış açısı ortaya çıktı. Çok gariptir ki birincisi ya bide bu kadar sürünüyoruz ev, iş, ofis canımız tehlikede vs. gibi bakış açısıyla bide oyunlaştırmaya uğraşamayacağız. Öteki yandan tam yeri, tam zamanı oyunlaştırmayla en çok motivasyon düştüğü noktada bunu oyunlaştırmayla biz alevlendirebiliriz diye düşünen. Bu motivasyon eksikliğini biz oyunlaştırmayla giderebiliriz diyen yerler var. Onlara katılmaya, bu şekilde aktarmaya çalışıyoruz, zorluğu bunlar açıkçası şu an için.

“Neden öğretmenlik değil de, oyunlaştırma üzerine çalışıyorsunuz?”

Ben üniversite tercihleri yaparken anneme ve babama söylediğim şey şu: “Ben eğitim fakültesine gideceğim ama lütfen beni KPSS’ye girmeye ve öğretmen olmaya zorlamayın.” Çünkü herkesin bir fıtratı var ve ben kendimi o noktada görmedim. Her gün ve her saniye değişen teknolojinin içindeyiz, bu branşın öğretmeni olduğunda sürekli kendini geliştirmen gerekiyor, sürekli bir şeyleri perçinlemen gerekiyor çünkü sen bunun temsilcisisin öğrencilerine aktarman lazım. Ben bunu o geniş çapta öğrencilere aktarma noktasında değil de bunu geliştiren tarafta olmayı tercih ettim. Bu yüzden öğretmen olmak istemedim. Kısaca fıtratımda yok yani öyle diyebilirim.

İşe ilk adımı nasıl attınız? İşe başlarken hiçbir korku yaşadınız mı?

LCW den ayrılıp sektör değiştirmeye karar verdiğim 5 aylık sürecim korkuyla geçti. Hala eğitim teknolojileri üzerinde çalışmak istemiyordum ama oyun alanında akademik tecrübem çoktu. Bu işi yapabileceğimi insanlara ikna etmem gerekiyordu. Ve elimde sadece okulda geliştirdiğim projelerim vardı ve onlar çok faydalı oldu. Projelerimin bir yerinde kendime bir şey katmıştım. Onu ispat edebildim, kendime ispat edebilmem zor oldu önce başkaları inandı bana, onların inandığı kuvvetle bende kendime inandım. Ama korku iyidir. Başardığınızda çok daha başka iş kapıları açılıyor gerçekten ben bunu yaptım diyebiliyorsunuz.

       ” Korkun, korkmaktan çekinmeyin ama korku sizi bir adım geride tutmasın. Korka korka yürüyün o yolu.”

Okullarda öğrendikleriniz yazılım dilleri vs. yeterli oldu mu?

Kesinlikle okullardakilerle kalmamanız lazım. Ama bunu Coursera ya da LinkedIn’de orda burada gördüğünüz her eğitime atlayarak CV dolsun diye değil. Bu noktada önemli olan kendinizi tanımak. O yüzden bana ulaştığınız gibi birçok insana ulaşın, botekariyer.com’un amacı bu. Kendi sevdiğiniz noktaları çekin. Bu noktaları kendinizde  keşfettiğiniz de işte o zaman nokta atışı eğitimleri bulabilirsiniz. Nokta atışı TED konuşmaları ya da bloglar bulabilirsiniz. Önemli olan kendini tanımış olmak, her şeyi doldurmak değil.

İngilizce seviyesi özel sektörde ne derece önemli?”

Özel sektörde kesinlikle İngilizce gerekli. Özel sektöre girerken ki en büyük katkım İngilizce olmasıydı. Hazırlığın arkasından hiçbir zaman İngilizce derslerini bırakmadım. Seçmelide olsa, bildiğim şeyde olsa dinamikliği kaybetmemek için bütün İngilizce derslerimi almıştım.

“Oyun sektöründe çalışmamızı tavsiye eder misiniz?”

Pandeminin getirdiği şeyle birlikte özellikle Amerika’da herkes evden de çıkamadığını için oyunlara çok yöneldi ve katılımcı sayısı, indirme, reklamlar vs . derken oyunlar birden patladı. Pandeminin getirdiği şanslardan biriydi ama seviyorsanız yapın çünkü oyunda çalışmakta şöyle bir tabir var; Crunch deniliyor. Oyun yaparken mesaiye kalmak, nerdeyse 48 saati uyumdan tamamlamak gibi bir süreçten bahsediyor. Crunchın iki yanı var; yapmak istediğin için yapıyorsun öte yandan da yetiştirmek zorundasın, işte bunun adı Crunch. Eğer bu tarz bir psikolojiye hazırsanız oyun sektörü gerçekten çok keyifli bir şey. Birçok alanı var, hangi alana yönelmek istiyorsanız onu bulun. Oyun harika bir fırsat şu an için.

“Son olarak BÖTE okuyan öğrenciye ne gibi tavsiyeler verirsiniz?”

LinkedIn’den sen bana ulaştın, bu gerçekten çok önemli bir şey. Sonuçta botekariyer.com üzerinde proje çalışıyorsunuz . Sadece sohbet etmek için, merhaba demek için, isminizi biliyorum ben şurada gördüm demek için insanlarla tanışın bir mesaj atın bu kadar önemli ve çok basit bir şey networkunuzu şimdiden oluşturmaya başlayın. Tavsiyem dediğim gibi ilk olarak Network. Çünkü yarın öbür gün bir şeye ihtiyacınız olduğunda öğrencinize herhangi bir konuda yardım etmek istediğiniz de ulaşacağınız insanlar gelişsin, çevrenizdeki insanlar gelişsin. İkincisi ne olursa olsun İngilizce. Çünkü İngilizce konusunda en ufak bir yere tıkladığınızda sizi İngilizce sitelerine yönlendirdiğinde donup kalmak istemezsiniz. Gerçekten İngilizce çok basitte olsa birçok kapıyı açabiliyor. Üçüncüsü İsveç çakısı gibi çok kıymetli bir alanda yetişiyorsunuz. İsveç çakısının hangi ucu olmak istediğinize karar verin ve o noktada ilerleyin. Her şeyden yeteri kadar fikriniz bilginiz olsun ama uzmanlaştığınız, kendinize ben buyum dediğiniz bir alan tercih edin. Pro aktif olun. Size bir şey sunulduğunda iyi yapayım değil de; ben ne sunabilirim, ben nereyi yırtıp çıkabilirim, kendiniz bulmaya çalışın. Minik minik her şeye ilgi gösterin benim ihtiyacım olmaz demeyin.

“BÖTE Bölümü İsveç çakısı gibidir. İsveç çakısının hangi ucu olmak istediğinize karar verin ve o noktada ilerleyin.”

Yazımızın sonuna gelmiş bulunmaktayız. Hepimiz için faydalı bir görüşme olduğunu belirtmek isteriz. Tekrardan Birce Hanım’a, Mehmet Elibol Hocamıza ve görüşmemize katılanlara teşekkürlerimizi sunuyoruz.

Ekran görüntüsü 2020-10-31 143824

Yazar: Gamze Acar

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir